Bir zamanlar bayram sabahları, sadece takvimde işaretli bir gün değildi. O sabahın kokusu bile başkaydı…
Erkenden kalkılır, en güzel kıyafetler giyilir, evin içinde tatlı bir telaş başlardı. Kapıdan içeri giren herkes sadece misafir değil, aynı zamanda bir hatıranın parçası olurdu.
Şimdi ise çoğu bayram, bir bildirim sesiyle başlıyor: “İyi bayramlar…”
Peki ne oldu bize?
Neden artık bayramlaşmalar bir ekranın içine sığdı?
Neden aynı sofrada buluşmak yerine, aynı mesajı yüzlerce kişiye gönderir olduk?
Neden çocuklar kapı kapı dolaşıp şeker toplamak yerine, tablet ekranlarına bakarak büyüyor?
Neden aileler, bir kahvaltı sofrasında göz göze gelmek yerine, farklı şehirlerde, farklı hayatların içinde kayboluyor?
Aslında cevaplar çok uzak değil.
Hayat hızlandı…
Ama biz hızlandıkça birbirimizden uzaklaştık.
Eskiden zamanımız azdı ama değerimiz çoktu; şimdi zamanımız var gibi görünüyor ama birbirimize ayıracak sabrımız yok.
Modern hayat, bize konfor sundu ama o konforun içinde yalnızlığı da paketleyip verdi.
Bir diğer gerçek ise şu: Kolay olanı seçiyoruz. Mesaj atmak, kapıyı çalmaktan daha kolay. Sosyal medyada “iyi bayramlar” yazmak, bir büyüğün elini tutup hal hatır sormaktan daha pratik. Ama kolay olan, her zaman doğru olan değil.
Çünkü bayram dediğimiz şey, emek ister. Yol gitmeyi, beklemeyi, sarılmayı, bazen de gözyaşı dökmeyi…
Aile kavramı da değişti. Eskiden kalabalık sofralar vardı; şimdi küçük çekirdek hayatlar…
Herkes kendi dünyasında, kendi telaşında. Aynı evde yaşayanlar bile bazen birbirine yabancı.
Bayram sabahı aynı masaya oturmak artık bir gelenek değil, neredeyse bir lüks haline geldi.
Ve en acısı…
Çocuklar artık o eski bayramları hiç bilmeden büyüyor. Sıraya girip harçlık almanın heyecanını, bir kapıdan içeri girince duyulan “hoş geldin evladım” sıcaklığını, bayramın gerçekten “birlik” demek olduğunu yaşayarak öğrenemiyorlar.
Onlara bırakacağımız en büyük miras, belki de kaybettiğimiz bu duygular olacak.
Peki bu bir yozlaşma mı?
Belki evet…
Ama bu geri dönüşü olmayan bir yol değil.
Çünkü bayram dediğimiz şey, takvimden çok kalpte yaşar. İstersek yeniden kapıları çalabiliriz.
İstersek o sofraları yeniden kurabiliriz. İstersek çocuklara sadece harçlık değil, hatıra da bırakabiliriz.
Bir mesaj atmak yerine bir telefon açmak…
Bir telefon yerine bir kapıyı çalmak…
Belki de her şey, o ilk adımla başlayacak.
Çünkü bayram, hatırlamakla başlar.
Ve biz hatırlarsak… belki yeniden yaşarız.