Menü Aksaray Olay | Aksaray Olayları | aksaray haber | aksaray haberleri | son dakika aksaray haberleri |aksaray68|68 aksaray | aksaray haber | Aksaray Haberleri | Aksaray Haber | son dakika aksaray haberleri | aksaray68haber | aksaray gazetesi
Okan Geçgel

Okan Geçgel

Tarih: 09.03.2026 12:16

Kadın: Reyting Malzemesi Değil, Toplumun Vicdanıdır

Facebook Twitter Linked-in


Bugün birçok yerde kadınların başarıları konuşulacak, güzel sözler söylenecek, mesajlar paylaşılacak. Elbette bunlar önemli. Ancak ben bu vesileyle farklı bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. Çünkü bana göre bugün kadınlara yönelik en büyük haksızlıklardan biri, toplumun gözü önünde ve özellikle ekranlar aracılığıyla yapılmaktadır.

Televizyon ekranlarına baktığımızda karşımıza çıkan tablo gerçekten düşündürücüdür. Dizilerde ve filmlerde kadın karakterlere biçilen roller, çoğu zaman bir insanın onuruna yakışmayacak şekilde kurgulanmaktadır. Kadın, hikâyenin merkezinde ama çoğu zaman saygın bir kimlik olarak değil; bir “cinsel obje”, bir “reyting unsuru” olarak konumlandırılmaktadır.

Son yıllarda yayınlanan bazı dizilere baktığınızda bunu çok net görüyorsunuz. Örneğin “Uzak Şehir” adlı dizide işlenen senaryoya dikkat edin. Hikâyenin merkezinde yine bir kadın var ama nasıl bir kadın? Kimin karısı olduğu bile net olmayan, bir dönem bir kardeşle, sonra başka bir kardeşle ilişkilendirilen bir karakter üzerinden kurulan bir hikâye… Geçmişte başka bir ilişki, ardından başka bir evlilik, hatta gayrimeşru çocuk tartışmaları… Bu karmaşık ve ahlaki açıdan tartışmalı ilişkiler zinciri, sürekli kadının üzerinden anlatılıyor.

Dahası sadece genç kadın karakterler değil, anneler bile bu tür ilişkilerin içinde gösteriliyor. Bir dönem bir erkekle, sonra başka bir erkekle ilişkili olarak kurgulanan hayatlar… Ardından bu ilişkilerin çocuklara yansıması… Ve yine aynı döngü: Hikâyenin merkezinde sürekli kadın ve sürekli tartışmalı ilişkiler.

Peki burada verilmek istenen mesaj nedir?

Toplumun temel taşı olan kadın, neden bu kadar değersizleştirilmiş roller içinde gösteriliyor? Neden bir kadının hikâyesi; fedakârlık, emek, üretim, annelik, mücadele ve başarı üzerinden değil de, sürekli ilişkiler ve cinsellik üzerinden anlatılıyor?

Sorun sadece bununla da bitmiyor.

Başka dizilere ve yapımlara baktığınızda kadınların çoğu zaman konsomatris olarak gösterildiğini görüyorsunuz. Eğlence mekânlarında çalışan, sürekli dans eden, göbek atan, bedenini ön plana çıkararak erkeklerin ilgisini çekmeye çalışan karakterler… Bu sahneler neredeyse sıradanlaştırılmış durumda. Kadın bedeni üzerinden reyting elde etmenin en kolay yolu olarak görülüyor.

Bir dizi tutacaksa kadın bedeni kullanılacak…
Bir sahne dikkat çekecekse kadın cinselliği öne çıkarılacak…

Ne yazık ki ekranların büyük bölümünde karşımıza çıkan tablo budur.

Oysa kadın, toplumun vicdanıdır. Kadın sadece bir beden değildir. Kadın; emeğin, merhametin, sabrın, üretimin ve hayatın kendisinin temsilcisidir. Bir anne, bir öğretmen, bir bilim insanı, bir emekçi, bir yönetici, bir sanatçı… Kısacası toplumun her alanında var olan güçlü bir bireydir.

Ancak ekranlarda çizilen tablo çoğu zaman bu gerçeği yansıtmıyor. Kadınların saygın kimlikleri yerine, onların bedenleri üzerinden senaryolar yazılıyor. Reyting uğruna kadın onuru hiçe sayılabiliyor.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü gerçekten anlamlı kılmak istiyorsak önce bu gerçeği konuşmak zorundayız. Kadına yönelik şiddeti elbette konuşacağız. Kadın haklarını elbette savunacağız. Ama aynı zamanda kadının medya ve popüler kültür içinde nasıl araçsallaştırıldığını da cesaretle tartışacağız.

Çünkü toplumun zihniyeti sadece sokakta değil, ekranlarda da şekilleniyor.

Kadını sürekli cinsel obje olarak gösteren bir medya dili, toplumda kadına saygıyı artırmaz. Tam tersine onu sıradanlaştırır ve değersizleştirir.

Kadın; reyting malzemesi değildir.
Kadın; senaryoların ucuz figürü değildir.
Kadın; toplumun onurudur.

Ve bu onuru korumak, hepimizin ortak sorumluluğudur.

Kalın Sağlıcakla…

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —