Okan Geçgel

Tarih: 14.01.2026 01:14

Gazetecilik enkaz altında: Tasarruf yalanıyla boğulan basın

Facebook Twitter Linked-in

 

 

Haber Detay Image

 

Türkiye'de gazetecilik artık zor şartlar altında yapılan bir meslek değil; bilinçli politikalarla çökertilen, açlığa mahkûm edilen, itibarsızlaştırılan bir alan haline gelmiştir. 

Bugün geldiğimiz noktada gazetecilik bir kriz yaşamıyor; gazetecilik bilerek ve isteyerek bir enkaza dönüştürülüyor.

Bu enkazın altında sadece gazeteler, dergiler, internet haber siteleri yok.

Bu enkazın altında halkın haber alma hakkı,

ifade hürriyeti,

şeffaflık,

hesap verebilirlik

ve en önemlisi demokrasinin kendisi yatıyor.

Türkiye'de ne zaman ekonomik bir sıkıntı yaşansa, ne zaman bir kriz kapıya dayansa, ne zaman bir afet meydana gelse ilk gözden çıkarılan sektör her zaman aynı olmuştur: Basın ve medya.

Bu artık bir tesadüf değil.

Bu açık bir tercihtir.

Pandemiyle birlikte başlayan ve küresel ölçekte derinleşen ekonomik kriz, Türkiye'de adeta bir sosyal yıkıma dönüşmüştür.

 Bugün milyonlarca insan evine ekmek götürmekte zorlanmaktadır. Emekli geçinemiyor, asgari ücretli ay sonunu getiremiyor, esnaf kepenk kapatıyor. Türk Lirası'nın hızla değer kaybetmesi, hayat pahalılığının kontrolden çıkması yetmezmiş gibi; fırsatçılar, stokçular, gıda teröristleri ve etiket terörü bu düzenin adeta korunan aktörleri haline gelmiştir.

Denetim var deniyor ama yok.

Ceza var deniyor ama etkisiz.

Mücadele var deniyor ama sonuç sıfır.

Bu tabloda elbette tüm sektörler etkilenmiştir. Kimse aksini iddia etmiyor. Ancak altını kalın harflerle çizerek söylüyorum: Bu süreçte en ağır darbeyi alan sektör basın sektörüdür.

Çünkü basın, bu ülkede hâlâ bir "lüks" olarak görülüyor.

Çünkü gazete almak gereksiz, dergiye abone olmak israf sayılıyor.

Çünkü halkın doğru bilgiye ulaşması, yönetenler için rahatsız edici bulunuyor.

Tasarruf tedbirleri açıklanıyor.

Ve ne hikmetse tasarrufun hedef tahtasına ilk oturtulan yine basın oluyor.

Gazete abonelikleri kesiliyor.

Dergi alımları durduruluyor.

Kamu ilanları askıya alınıyor.

Zaten can çekişen Anadolu medyasına açıkça şu mesaj veriliyor:

"Ya sus, ya kapan."

Bunun adı tasarruf değildir.

Bunun adı ekonomik tedbir hiç değildir.

Bunun adı basını boğmaktır, susturmaktır, yok etmektir.

Belediyeler başta olmak üzere kamu kurumlarının yerel(mahalli) medyaya verdiği ilanlar zaten komik denecek düzeydedir. Devlet bütçesinde zerre kadar yük olmayan bu ilanları "tasarruf" kapsamına almak, bütçeyi korumak değil; Anadolu medyasına kilit vurmak demektir.

Bugün çıkarılan tasarruf tedbirleriyle özellikle mahalli(yerel) yerel ve bölgesel basına açıkça "kapınıza kilit vurun" denmektedir.

Bu kadar net.

Bu kadar acımasız.

Tasarruf adı altında yapılan şey; basın kuruluşlarını güçlendirmek değil, yıkıp enkaza çevirmektir.

Ve bu enkazın altında bırakılanlar sadece gazeteciler değildir.

Elbette biz tasarrufa karşı değiliz.

Elbette ülke kaynaklarının israf edilmesine karşıyız.

Elbette kamu harcamalarında disiplin olmalıdır.

Ama tasarruf adaletle yapılır.

Tasarruf samimiyetle yapılır.

Tasarruf herkese eşit uygulanır.

Soruyorum buradan açıkça:

Tasarruf diyenler makam araçlarından vazgeçti mi?

Konvoylardan vazgeçildi mi?

Lüks binalardan, şatafatlı toplantılardan vazgeçildi mi?

Temsil ve ağırlama harcamaları gerçekten kısıldı mı?

Hayır.

Ama iş basına gelince "tasarruf" akla geliyor.

İş gazeteciye gelince "bütçe" hatırlanıyor.

Basına verilen üç kuruşla tasarruf olmaz.

O üç kuruşla ne bütçe düzelir ne ekonomi toparlanır.

Ama o üç kuruş kesildiğinde bir gazete kapanır,

bir internet sitesi susar,

bir şehir karanlığa gömülür.

Bugün yapılan şey tam olarak şudur:

Basının eline kelepçe vuruluyor,

ayağına pranga takılıyor,

gözleri bağlanıyor,

kulakları tıkanıyor

ve sonra da "hür basın var" denilerek idam sehpasına gönderiliyor.

Bunun başka bir açıklaması yoktur.

Mahalli medya yok edilirse, denetim yok olur.

Yerel(mahalli) medya susarsa, yolsuzluk cesaret bulur.

Mahalli medya kapanırsa, adaletsizlik normalleşir.

Anadolu basını bu ülkenin süsü değildir.

Anadolu basını bu ülkenin vicdanıdır.

Bugün kâğıt fiyatları uçmuş, baskı maliyetleri katlanmış, dijital medya için altyapı ve personel giderleri boğucu hale gelmiştir. Reklam gelirleri dibe vurmuştur. Bu şartlar altında bir de kamu ilanlarını kesmek, bilinçli bir yok etme politikasıdır.

Buradan açık ve net söylüyorum:

Bu gidişat sürdürülebilir değildir.

Basını susturarak huzur sağlanmaz.

Basını aç bırakarak düzen kurulmaz.

Basını yok ederek demokrasi yaşatılmaz.

Tasarruf gerçekten isteniyorsa, önce lüksten vazgeçilecektir.

Önce israftan vazgeçilecektir.

Önce vazgeçilecektir.

Basın tasarruf kalemi değildir.

Basın, korunması gereken stratejik bir güçtür.

Gazetecilik enkaz altında kalırsa,

o enkazın altında gerçekler kalır.

Gerçekler gömülürse,

toplum karanlıkta kalır.

Ve karanlıkta kalan bir toplumun bedelini herkes öder.

Kalın Sağlıcakla…


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —