FARUK KILINÇ

Tarih: 07.03.2026 02:40

Bir Harfin Hatırı

Facebook Twitter Linked-in

 

Bir söz vardır;

“Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.”

Bu söz, bizim medeniyetimizin özüdür. Bu toprakların mayasıdır.

Çünkü biz, ilmi kutsal bilen bir neslin çocuklarıyız.

Öğretene saygıyı, hocaya hürmeti, kalemi tutan ele minnet duymayı bir ahlak olarak öğrenmiş bir milletiz.

Ama bugün içimizi acıtan bir tabloyla karşı karşıyayız.

Bir zamanlar elini öpmek için sıraya girdiğimiz öğretmenlerimize bugün tehdit savruluyor.

Bir zamanlar “hocam” diye saygıyla hitap ettiğimiz insanlara bugün şiddet uygulanıyor. Hatta ne acıdır ki bazen ölüm haberleriyle sarsılıyoruz.

Peki biz ne zaman bu kadar değiştik?

Toplum olarak biz nereye gidiyoruz?

Öğretmen dediğimiz kişi sadece matematik anlatan biri değildir. Sadece Türkçe öğreten biri de değildir. Öğretmen, bir çocuğun hayatına yön veren insandır. Bir insanın karakterine dokunan, ufkunu açan, yol gösteren kişidir.

Bir düşünün…

Bugün doktor olan birinin hayatında mutlaka bir öğretmenin izi vardır.

Bir mühendis, bir asker, bir gazeteci, bir esnaf…

Herkesin hayatında bir öğretmen vardır.

Bugün okuma yazma biliyorsak, bir kitap açıp okuyabiliyorsak, düşüncelerimizi yazıya dökebiliyorsak; bunun arkasında sınıfın tahtası önünde yıllarını geçiren öğretmenler vardır.

Soğuk sınıflarda tebeşir tozu yutarak, kalabalık sınıflarda onlarca öğrencinin derdiyle ilgilenerek, bazen kendi ailesinden bile fedakârlık ederek çocuklarımızı yetiştiren insanlardır onlar.

Onlar sadece ders anlatmaz.

Bir çocuğun özgüvenini inşa eder.

Bir gencin umudunu büyütür.

Bir toplumun geleceğini şekillendirir.

Ama bugün öğretmenlerimizi koruyamaz hale geldik.

Aile içinde verilen yanlış eğitim, sosyal medyada büyüyen saygısızlık kültürü, otoriteye karşı geliştirilen yanlış özgürlük anlayışı ve değerlerimizin giderek zayıflaması bizi bu noktaya getirdi.

Çocuklarımız öğretmenine saygı duymayı öğrenmeden büyüyor.

Oysa bir toplum öğretmenini kaybederse, geleceğini kaybeder.

Çünkü öğretmen bir meslek değildir; öğretmenlik bir emanettir.

O emanet ise çocuklarımızdır.

Bir öğretmenin kalbini kırmak aslında geleceğimizi kırmaktır.

Bugün hepimizin kendine şu soruyu sorması gerekiyor:

Biz çocuklarımıza ne öğretiyoruz?

Saygıyı mı…

Yoksa öfkeyi mi?

Eğer öğretmene saygıyı yeniden öğretemezsek, yarın ne okullar kalır ne de gerçek anlamda bir eğitim.

Unutmayalım…

Bir öğretmenin yaktığı ışık, bazen bir şehrin kaderini değiştirir.

Ve biz bu ışığı söndürmeye değil, büyütmeye mecburuz.

Çünkü öğretmenler yalnızca çocuklarımızı değil, aslında hepimizin geleceğini yetiştirir.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —