Yazımın başlığı ilk bakışta oldukça manidar gelebilir. Ancak bu başlık, aslında en çok Aksaray’daki biz gazeteci camiasını ilgilendiriyor.!
Yaklaşık 15 yıldır bu sektörün içindeyim.
İlçede gazetecilik yapmanın hem avantajlarını hem de dezavantajlarını yaşayarak, çoğu zaman kendi imkânlarım ve çabamla mesleğimi sürdürmeye çalışıyorum.
İlçede olmanın bana sağladığı en önemli avantajlardan biri ise merkezde olup biteni uzaktan, daha sağlıklı gözlemleyebilmek ve analiz edebilmek.
Çoğu zaman bir işin tam içinde olmaktansa, yakınında durmak olaylara daha objektif bakabilme imkânı sunuyor.!
Gazetecilik, özellikle son yıllarda sosyal medyanın kontrolsüz yaygınlaşmasıyla birlikte neredeyse yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.
Bu durum sektörde kısır çekişmeleri de beraberinde getiriyor.
Oysa bu karmaşayı bir düzene sokmak, yine gazetecilerin ve idarecilerin ortak sorumluluğunda.
Konya, komşu ilimiz.
Sultanhanı’nda yaşıyor olmam, Konya’ya olan yakınlığımı daha da artırıyor. Ayrıca bir dönem Konya’da ikamet etmiş olmam sebebiyle bu şehirle bağlarımı hiç koparmadım. Uzakta olsam da gerek basın camiasını gerekse siyasileri ve idarecileri yakından takip ediyorum.
Konya, birçok konuda ilimize örnek olabilecek bir şehir konumunda. Ancak bugün değinmek istediğim örneklik, doğrudan biz gazetecileri ilgilendiriyor.
Gelelim yazıma konu olan o habere…
“Konya Valiliği, Konya Büyükşehir Belediyesi ile Selçuklu, Karatay ve Meram belediyeleri tarafından 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü öncesinde düzenlenen Geleneksel Basın Buluşması’nda, Konya genelinde faaliyet gösteren basın-yayın kuruluşlarının yöneticileri ve çalışanları bir araya geldi.”
Programda konuşan Meram Belediye Başkanı Mustafa Kavuş’un şu sözleri ise dikkat çekiciydi:
“25 senedir kurduğumuz ilişkilerin ne kadar bereketli, güzel, düzgün ve seviyeli olduğuna bir kez daha şahit oldum. Birçok şehirde böyle bir birliktelik yok. Allah birliğimizi,
beraberliğimizi bozmasın.”
Evet, Konya’da tam 25 yıldır valilik ve belediyeler, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde ortak bir program düzenleyerek kentte görev yapan gazetecilerle bir araya geliyor. Bu sadece bir kutlama değil; aynı zamanda bir gelenek, bir kültür ve karşılıklı saygının göstergesi.
Gerçekten çok kıymetli bir uygulama. Birlik, beraberlik ve iletişim adına örnek alınması gereken bir tablo.
Peki ya Aksaray’da durum nasıl?....
İşte asıl sorulması ve üzerinde düşünülmesi gereken mesele tam da burada başlıyor…
Açık ve net söylemek gerekirse; Aksaray’da basın camiası olarak ne yazık ki Konya’daki gibi kurumsallaşmış, gelenek haline gelmiş ve tüm paydaşları kapsayan bir birliktelikten söz etmek zor.
10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü geldiğinde kimi zaman bir kurumun, kimi zaman bir belediyenin sınırlı katılımlı programlarıyla yetiniliyor.
Çoğu zaman ise gazeteciler, günlerini kendi aralarında mesajlaşarak kutlamak zorunda kalıyor.
Somut bir örnek vermek gerekirse;
Konya’da Valilik, Büyükşehir Belediyesi ve merkez ilçe belediyeleri tek bir masa etrafında gazetecilerle buluşurken, Aksaray’da kurumlar ayrı ayrı hareket ediyor. Ortak bir organizasyon kültürü oluşmadığı için basın camiası da doğal olarak parçalı bir görüntü sergiliyor. Bu da mesleki dayanışmayı zayıflatıyor.
Bir diğer somut örnek ise iletişim dili…
Konya’da gazeteciler, yöneticilere sadece haber gerektiğinde değil, fikir alışverişi yapmak, şehrin geleceğine dair değerlendirmelerde bulunmak için de muhatap bulabiliyor.
Basın mensubu “haberci” kimliğinin yanında “şehir paydaşı” olarak görülüyor.
Aksaray’da ise ne yazık ki çoğu zaman gazeteciler, yalnızca bir açıklama yayımlanacağı zaman hatırlanıyor. Eleştiri geldiğinde ise aynı hoşgörü ve diyalog ortamı her zaman sağlanamıyor.
Bir başka önemli nokta da basın içi birliktelik meselesi…
Konya’da farklı görüşlere, farklı yayın politikalarına sahip gazeteciler, ortak meselelerde yan yana durabiliyor. Çünkü yukarıdan aşağıya doğru örnek alınan bir birliktelik anlayışı var. Aksaray’da ise sektör, çoğu zaman küçük çekişmelerin ve gereksiz rekabetin gölgesinde kalıyor. Bunun en büyük sebebi de ortak zeminin oluşturulamaması.
Burada şunu özellikle vurgulamak isterim:
Bu durumun sorumluluğu yalnızca gazetecilere ait değil. İdarecilerin, yerel(mahalli) yöneticilerin ve kurumların basınla kurduğu ilişki biçimi, bu tabloyu doğrudan etkiliyor. Konya’daki örnekte olduğu gibi, üst düzey bir irade ortaya konulduğunda, yıllar içerisinde bu birliktelik zaten kendiliğinden oluşuyor.
Aksaray için bu bir hayal değil.
İstenirse Valilik öncülüğünde, belediyelerin de dâhil olacağı, tüm basın mensuplarını kapsayan bir gelenek rahatlıkla oluşturulabilir. Mesele imkân değil, niyet meselesidir.
Sonuç olarak;
Konya’nın 25 yıldır sürdürdüğü bu uygulama, sadece bir kutlama programı değil; basına verilen değerin, kurumsal hafızanın ve karşılıklı saygının somut bir göstergesidir. Aksaray’ın da bu noktada artık “neden olmasın?” sorusunu sorması ve cevabını icraatla vermesi gerekiyor.
Çünkü güçlü bir şehir, ancak güçlü ve itibarlı bir basınla mümkündür.

