1850 ler den beri ÜLKEMİZDE huzurun ve güvenliğin sağlandığı ve EKONOMİ nin güç kazanmasıyla birlikte içerden ve dışardan fitne fesat başlıyor. Hain, gerici, dinsiz, yobaz gibi son derece kırıcı kelimeler Türk siyasetine malzeme oluyor.
İşin garibi ve anlaşılması son derce güç olan, ne kadar kırıcı ve bölücü kelimeler varsa hepsini maşallah siyasetçilerimiz kullanıyor. Bizim yaşımız içerisinde, aklımızın erdiği 60 senede hep böyle olmuştur. Yahu ellerin memleketinde, halk birliği ve dirliği bozar, iktidar ve muhalefet düzeltir, bizde ise halk birlik içindedir, iktidar ve muhalefet bozmaya çalışır. Şeytan bunun neresin de?
Demek oluyor ki 1850 den 2019 kadar geçen 169 senedir, kelle alma veya iftira ve karalamalarla, birbirimizi suçlamayla zaman öldürüyor ve hain arıyoruz. Her nedense haini bir türlü bulamıyoruz. Aceba hain kelimesinin manasının ne kadar ağır ve incitici olduğunu biliyor muyuz?
Bu millet, yöneticilerinin, çok kırıcı ve hakaret taşıyan, halkına ve gençlerine kötü örnek olan, aşağılayıcı ve derin yaralar açan hal ve hareketlerinden bıktı, usandı. Her nedense yöneticilerimiz bir türlü bıkmadı, usanmadı. Ne diyelim Allah akıllar versin.
Devletimizin, Milli İstihbarat Teşkilatı, Cumhuriyet savcıları, hâkimleri, Emniyet kuvvetleri ve Dünyada sayılı bir ordusu varken hain aramak ve bulmak siyasetçilere mi kaldı? Dünyanın hangi ülkesinde siyasetçi, yargı ve güvenlik güçlerinin görevini üstlenmektedir?
Başımıza gelen felaketler, mağlubiyetler, her türlü acılar ve ayrılıklar hiçbir zaman dışardan gelmemiştir. Tamamı içerden ve gücü elinde bulundurma Benliğinden kaynaklanmaktadır. Ne yazik ki gücü elinde bulunduranlar ve sesi yüksek çıkanlar, dış bahaneler üretmektedirler.
Çok bilinen bir söz vardır, insanlar kavga seyretmeyi sever lakin kavga edenleri asla sevmez ve de güvenmez. Bu millet asırlardır kavgadan, fitne, fesat ve iftiradan bıktı, yöneticileri bıkmadı. Yeter artık siyasi kavgaların halk için yapılmadığını halk gördü, aklınızı başınıza alın.
Tarih yazan ve çağ değiştiren bir millet elbette tüm dünya da yakından takip edilerek güçlenmesinin önüne geçilmek istenir. Bu da gayet doğaldır, doğal olmayan bu engelleri zamanın da görerek birbirimize düşmeden önlemektir.
Siz, Türkiye’yi idare ederken kabul etseniz de etmeseniz de VİYANAYI iki defa kuşatan bir neslin mirasının üzerinde oturuyorsunuz. Siz unutabilirsiniz, Avrupa neden unutsun? Mısır’ı Arabistan’ı yüz yıllarca idare etmişsiniz, Arap ve fars neden unutsun?
Milletimize, içerden yapılan kötülükler hep aynı metotla yapılmıştır. Birbirimize İFTİRA, FESAT ve YALAN üç yüz yıldır bu silahlar kullanılmıştır. Ne yazik ki yöneticilerimiz bu belaları durdurmaya gayret sarf etmemekte olup tam tersine körüklemektedir.
Almanlar, Japonlar, Fransızlar, İtalyanlar vb. gibi birçok halk milletlerini nasıl kurmuşlarsa; Türkler de Asya’nın her tarafında ve Avrupa’nın bir kısmında bir MİLLET kurdular. Kurulan millet unsurunun içinde her türlü köke sahip olanlar da var.
Asya ve Avrupa’nın bir kısmında Türklerle birlikte yaşayanlar, toprak, ortak inanç ve kültürleri bir arada mutlu ve güven içinde yaşayan bir millet oluşturmuşlardır. Bu milletin birliğini ve gücünü de Birinci Dünya harbi ve özellikle İstiklal Harbi ispatlamışlardır.
İstiklal Harbinden bu yana, hiçbir ülke ile harp yapmayarak huzur içinde ve kalkınması ile uğraşan aziz milletimizi, makam ve seçim uğruna birbirine düşürmekten aceba siyasetçilerimiz ne zaman vaz geçerek, nefes aldıracaklar?
Dünya sahnesine güçlü bir şekilde çıkacak milletimizi şu veya bu sıfatlarla ortadan karpuz gibi ikiye bölme gayretleri hainlik değilde nedir? Devletimiz büyük, milletimiz büyük, yöneticilerimizinde büyük olması gerekmez mi?
Bir milleti yöneticiler kuramaz, tarih şuuru ve inançları oluşturur, basiretli yöneticiler ancak katkıda bulunabilirler. Bu gün yaklaşık aynı dili konuşan, İngilizlerle, Amerikalılar bir millet değiller? Neden din ve büyük oranda kültürel bağlarımız olan Araplarla bir millet değiliz.
Biz Anadolu’da, Balkanlarda, Ortadoğu’da, Asya’da, hatta Afrika’da yaşayan, kimler varsa onların UMUDUYUZ. Onların bugünleri ve yarınları için bir merkeziz, kim ki bunu anlamıyorsa ahmaktır, anlıyor tersini yapıyorsa alçak ve haindir.
Türk-İslam âleminin umudu olan Türkiye’nin, rahatlaması için, makam ve seçim için gerçekleri tersyüz eden insanlardan kurtulması için, her vatandaşımızın AKLINI ve VİCDANINI kullanması, yöneticilerimizin de basiretli olması, her derde deva olacaktır.
Hayrola, muvaffak ola, muzaffer ola.




